Türkiye’nin En Popüler Tarihi Mekanları

Türkiye’nin En Popüler Tarihi Mekanları

Türkiye, köklü geçmişi ve farklı medeniyetlere kucak açması sayesinde birçok tarihi simgeye sahip. Ülkenin her köşesinde bize geçmişi fısıldayan bu değerler, kültürümüzün zenginliğini hatırlatma konusunda önemli bir yere sahip.

Korunup günümüze kadar gelmiş, tarih temsilcilerinin hepsi çok güzel fakat aralarında öne çıkanlar yok değil. Eminiz onları siz de tanıyorsunuz fakat bu tarihi eserler güçlü bir listeyi ve bir ziyareti hak ediyor.

Efes Antik Kenti

Efes Antik Kenti, çağının en önemli politik ve ticaret merkezi olduğu için antik çağları ayrıntısıyla gözler önüne serer.

İzmir’in Selçuk ilçesinde bulunan ve Milattan önceki yılları günümüze kadar getiren bir antik kent burası. Efes Antik Kenti, çağının en önemli politik ve ticaret merkezi olduğu için antik çağları ayrıntısıyla gözler önüne serer. Dünyanın 7 harikasından biri olan Artemis Tapınağı’na ev sahipliği yapan bu muazzam tarih alanı, 2015 yılında UNESCO Dünya Miras Listesine de alındı. Türkiye’nin en önemli tarihi eserlerinden biri olan Efes Antik Kenti’ni keşfederek Antik Yunan dünyasını binlerce yıl sonra yaşamanın gizemini sonuna kadar hissedebilirsiniz.

Xanthos ve Letoon Antik Kentleri

Fethiye’ye yakınlıklarıyla bilinen bu iki antik kent, geçmiş medeniyetler hakkında kitaplarla dolu bir kütüphanenin özeti gibi. Kınık köyü yakınlarında bulunan Xanthos, Antik Çağda Likya’nın en büyük idari merkeziymiş. Likyalılar sonrasında Roma ve Bizans egemenliğine giren bu kent, Helenistik ve Roma dönemi etkilerini bizlere gösterir.

Xanthos’a 4 km mesafede olan Letoon, Antik Çağda Likya’nın dini merkezi konumundaymış. Manevi açıdan önemli bir kent olan bu bölgede, Eto, Apollon ve Artemis tapınakları, manastır ve Roma tiyatrosu kalıntıları bulunuyor. Burası da tıpkı Xanthos gibi Likyalılar sonrasında Roma ve Bizans egemenliğine girdiğinden birçok medeniyetin izini görmek mümkün.

1988’de UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınan bu muhteşem güzellikler, bir Ege gezisini unutulmaz kılacak nitelikte.

Myra Antik Kenti

Myra Antik Kenti’nin geçmişi,  MÖ 5. yüzyıla kadar tarihlendiriliyor. Bir başka Likya Antik kenti olan Myra, Antalya’nın Demre ilçesinde bulunuyor. Likya Dönemi kaya mezarları, Roma Dönemi tiyatrosu ve Bizans Dönemi Aziz Nikolaos Kilisesi (Noel Baba) ile ziyaretçilerine hayranlık uyandıran Myra Antik Kenti’nin geçmişi,  MÖ 5. yüzyıla kadar tarihlendiriliyor.

Aspendos

Antalya’nın Serik ilçesinde bulunan ve yıl içinde turist akınına uğrayan Aspendos, Türkiye’nin en önemli tarihi değerlerinden biri. Bu antik kentin en ünlü eseri ise Roma döneminden kalan antik tiyatrosu. MS 161-180 yılları arasında inşa edilen bu tiyatro, dönemine göre dudak uçuklatacak mimari başarıya, hayran olunası görkeme ve ses akustiğine sahip. Burada dikkat çeken bir başka detay ise su kemerleri. Bir mühendislik emeği olan ve hala dimdik ayakta duran bu eser de çok önemli. 20 bin kişilik antik bir tiyatroya ve devasa bir su kemerine ev sahipliği yapan bu alana, Antalya’ya gittiğinizde mutlaka uğramalısınız.

Zeugma Antik Kenti

Gaziantep’in Nizip ilçesinin 10 kilometre doğusunda MÖ 300 yılında tepeler üzerine kurulmuş olan Zeugma Antik Kenti, bir başka mucizevi tarihi alan.

Gaziantep’in Nizip ilçesinin 10 kilometre doğusunda MÖ 300 yılında tepeler üzerine kurulmuş olan Zeugma Antik Kenti, bir başka mucizevi tarihi alan. Özellikle Roma dönemine ait yapıların mozaik döşeme ve heykelleri buranın güzelliğini oluşturur. Bu kentten çıkarılan mozaikler, zarar görmemesi açısından Gaziantep şehir merkezinde bulunan Zeugma Müzesi’nde sergileniyor. Bu kentten çıkarılan Çingene Kızı mozaiğini ve Bronz Mars Heykeli’ni müzede görebilirsiniz.

Nemrut Dağı

Adıyaman’a tepeden bakan bu volkan dağının coğrafi özelliğinin yanında tarihi misyonu da bulunuyor. Nemrut’a bu misyonu kazandıran şeyler ise Nemrut Dağı yamaçlarında, Kommagene Kralı I. Antiochos’un tanrılara ve atalarına yaptırdığı anıtsal heykel ve mezarlar. Dağın zirvesinde bulunan Yunan ve Pers tanrılarının heykelleri, bu alanın en güçlü eserlerinden. Helenistik dönemlerden bu yana bizimle olan bu muazzam eserler, 1987 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’nde bulunuyor.

Balıklıgöl

Urfa Kalesi’nin hemen önünde yer alan Balıklı Göl, Urfa’nın tarihi bir çekim merkezi. 150 metrekare alanı kaplayan bu göl, manevi yanıyla öne çıkar ve yıl boyunca binlerce turisti ağırlar. Rivayete göre; Hz. İbrahim ateşe atıldıktan sonra, bir mucize gerçekleşir ve etraf güllük gülistanlık olur. Bu mucizenin gerçekleştiği mekân ise Balıklıgöl ve çevresidir. Balıklıgöl etrafında, Hz. İbrahim’in doğduğu mağara ve Beddiüzaman Said Nursi’nin vefat ettikten sonra ilk defnedildiği mezarı da bulunuyor.

İshak Paşa Sarayı

İshak Paşa Sarayı, Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde bulunan tarihi bir saray. 99 yılda yapılmış olan bu saray, 1784 yılında Küçük İshak Paşa’nın döneminde tamamlanmış. Osmanlı, Selçuklu ve Barok mimarisinin izlerini başarıyla taşıyan bu saray, Osmanlı’nın son dönemlerine kadar kullanılmış. Şu an ise halkın ziyaretine açık. Sadece geçmişten günümüze gelen bu harika mimari yapı için bile Ağrı’ya gidebilirsiniz.

Ani Harabeleri

Ani Harabeleri, 1064 yılına kadar Bizans yönetiminde kalmış ve bu tarihte Selçuklular tarafından himaye altına alınmış.

Adını UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne yazdıran Ani Harabeleri’nin geçmişi, M.Ö. 300’lü yıllara kadar dayanır. Bugün Türkiye’nin en gizemli noktalarından biri olan Ani Harabeleri, 1064 yılına kadar Bizans yönetiminde kalmış ve bu tarihte Selçuklular tarafından himaye altına alınmış. Bu nedenle harabelerde Selçuklu ve Osmanlı etkilerini de görmeniz mümkün. Kars’ın ikonu olmuş bu bölgede, en ünlü olan yapı, kırmızı taşlarla yapılmış Ani Katedrali. Bu katedral büyük depremlere maruz kalmış olsa da günümüzde hala dimdik ayakta duruyor. Dini yapıları, kalıntıları ve tarihi atmosferiyle Kars gezinizde bu bölgeye mutlaka uğramalısınız.

Göbeklitepe

Urfa’da 1963’ten beri yapılan kazı çalışmalarında, Neolitik Çağ’dan (M.Ö. 9.600 – 7.300) beri var olduğu anlaşılan Göbeklitepe, dünyanın bilinen en eski tapınağını bünyesinde bulunduruyor. Dünya tarihini tekrar gözden geçirmeye bizi teşvik eden bu muazzam alan, bir yaşam alanı değil, tamamen dini inançlarla yapılmış bir kompleksi andırıyor. Boyları 6 metreyi bulan ve 3 boyutlu simgeler taşıyan T biçimli sütunlar, Cilalı Taş Devri’nde henüz hiçbir teknolojik icat olmaksızın yapılmış olmalarından dolayı büyük şaşkınlık uyandırıyor. Tonlarca ağırlıktaki bu sütunların nasıl yapıldığı nasıl taşındığı ve neden saklandığı ise buranın gizemini arttıran diğer ayrıntılardan.

Kapadokya

Kapadokya, tarih ve doğanın el ele verip oluşturduğu muazzam bir güzellik.

60 milyon yıl önce Erciyes ve Hasan Dağı’ndan çıkan lavların çeşitli doğa etkinlikleri ile aşınması sonucu oluşmuş peri bacalarına sahip Kapadokya, tarih ve doğanın el ele verip oluşturduğu muazzam bir güzellik.

Mağara oyuklarından yapılmış kiliseler, muazzam vadiler, binlerce yıldır olan peri bacaları ve yeraltı şehirleri ile Kapadokya Bölgesi UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunuyor. Uçhisar, Göreme, Avanos, Ürgüp, Derinkuyu, Kaymaklı, Ihlara ve çevresinden oluşan Kapadokya, her mevsim yerli ve yabancı turistlerin odak noktası oluyor.

Ayasofya Cami

Ayasofya Cami, bugün İstanbul’un en turistik noktalarından biri. 

532-537 yılları arasında Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından kilise olarak yaptırılan Ayasofya Cami, bugün İstanbul’un en turistik noktalarından biri.  İstanbul’un fethinden sonra cami olarak kullanılan ve 1935 yılında müze olarak ziyaretçilerini ağırlamaya başlayan bu tarihi yapı, günümüzde tekrar cami olarak hizmet veriyor. 6. yüzyıla ait orijinal tavan mozaikleri, mermer sütunlar, Sultan Abdülmecid’in Mozaik Tuğrası, sekiz büyük yuvarlak hat levha, Sultan Mahmud Kütüphanesi, mihrap, hünkar mahfili ve vaaz kürsüleri Ayasofya’nın en çok dikkat çeken noktaları. Devasa kubbesi, kırmızıya çalan dış cephesi, görkemi ve asırlara dayanan gücü ile Ayasofya, İstanbul’un en önemli değerlerinden biri.

Galata Kulesi

İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Galata Kulesi, 1348 yılında Cenevizliler tarafından surların içinde bir gözetleme kulesi olarak yaptırılmış. Bu güzel yapı bugün, İstanbul siluetinin en önemli kahramanı. 9 katlı olan kule, yığma moloz taş örgü sistemde inşa edilmiş. Geçmişten günümüze dimdik ayakta duran bu kule bugün ziyarete açık. Kulede 2 adet asansör bulunuyor. 7 kat asansörle çıktıktan sonra, diğer iki kat için merdivenleri kullanıyorsunuz. Zirveye vardığınızda İstanbul’u ayaklarınızın altına seren muhteşem bir seyir terası ve bir restoran sizi karşılıyor.

Selimiye Cami

Mimar Sinan’ın “ustalık eserim” diye tanımladığı Selimiye Cami, 14 Mart 1575 yılında tamamlanmış

Mimar Sinan’ın “ustalık eserim” diye tanımladığı Selimiye Cami, 14 Mart 1575 yılında tamamlanmış.Edirne’nin simgesi olan cami, muhteşem mimari ayrıntılarının yanında mermer, taş, çini sedef ve ahşap işçiliğinin ustalık seviyesini gösterir. 2.475 metrekare bir alan üzerine inşa edilen Selimiye Cami’nin devasa kubbesinin iç kısmındaki işlemeler, Osmanlı el işçiliği sanatının en güzel örneklerini gösteriyor. 5 metre yüksekliğinde incecik minareleri, mükemmel akustiği ile Selimiye Cami, muazzam bir mimarlık harikası.