İstanbul’da Görülmesi Gereken Yerler
Tarihten bu yana önemini hep koruyan İstanbul, bir şehirden öte adeta bir efsane. Ona sahip olmaya çalışan imparatorlukların onun için verdiği savaşlar, adına yazılan şiirler, şarkılar hatta kurulan hayaller bütünü burası.
İstanbul, âşık olunası bir şehir. Çok kıymetli tarihi bölgeleri, müzeleri, sanat galerileri, ikonlaşan tarihi yapıları, eğlence hayatı, modern şehir yapısı, sokak lezzetleri ve daha sayamadığımız onlarca özelliği burayı vazgeçilmez kılıyor.
Bu kadar özgün çizgilere sahip olan, enerji dolu bir kültür başkentini yani İstanbul’u anlatmaya sayfaların yetmeyeceğini biliyoruz. Bu nedenle size İstanbul’da mutlaka gezilmesi gereken yerlerden bahsetmek istiyoruz.
İstanbul’da Gezilecek Yerler
16 milyonluk bir eğitim, ticaret-finans kenti olan İstanbul, aynı zamanda tarih, kültür-sanat ve eğlencenin kalbinin attığı yer. Bu şehrin her sokağında bir hikâye saklı ve her bölgesi gezilmeye değer. Ama İstanbul’da görülecek yerler konusunda birkaç yer fazlaca öne çıkıyor.
Sultan Ahmet Cami
Tarihi Yarımada’nın en güçlü kahramanlarından olan Sultan Ahmet Cami, Osmanlı ve İslam mimarisinin en güzel örneklerinden. Sultan Birinci Ahmet tarafından 17. yüzyılda yaptırılan caminin mimarı Mimar Sinan olarak bilinse de bu doğru bir bilgi değil. Fakat Mimar Sinan’ın öğrencisi ve bu caminin mimarı olan Sedefkar Mehmet Ağa, hocasından bolca etkilenmiş. Osmanlı’nın sınırları içinde ilk ve tek 6 minareli cami olan bu yapı, zamanında çok fazla tepki çekmiş. Çünkü dünya üzerindeki tek 6 minareli cami Kabe’deymiş. Tüm bu tepkiler nedeniyle padişah orta yolu bulmuş ve Kabe’ye 7. minareyi yaptırmış.
Sultan Ahmet Cami o kadar ünlü ki yurt dışında dış cephesinin renginden dolayı ona, “Blue Mosque” (Mavi Cami) deniliyor. Görkemli bir yapıya sahip bu cami, iç mimarisini ise zarafete bırakıyor. İznik’te yapılan 20 binden fazla çini, muhteşem ışıklandırma ve dev kubbe caminin en öne çıkan özelliklerinden.
Ayasofya Müzesi
Tarihi Yarımada’ya geldiğinizde sizi karşılayacak olan dünyaca ünlü bir güzellik, işte Ayasofya Cami! Dönemine göre değerlendirildiğinde yenilikçi mimarisi, dini ve tarihi önemiyle yüzyıllardır varlığını sürdüren Ayasofya, İstanbul’daki en büyük Doğu Roma kilisesiymiş. 532 yılında yapımına başlanan ve 5 yılda tamamlanan bu pek hızlı eser, bugün hala dimdik ayakta. Bir mucize gibi yüzyıllara meydan okuyarak dimdik ayakta durması, havada asılı gibi duran kubbesi, baş döndürücü detayları, kusursuz mozaikleriyle kesinlikle görülmeye değer bir ibadethane.
Yerebatan Sarnıcı
Yolumuz Tarihi Yarımada’ya düştüyse tabii ki rotamızı Yerebatan Sarnıcı’na çevireceğiz. Burası “su deposu” olarak tanımlanamayacak kadar muazzam bir yer. Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından yaptırılan bu sarnıç, görkemiyle gizemli bir atmosfer sunuyor. 52 basamak inerek ulaşabileceğiniz bu sarnıçta, 9 metre yüksekliğinde 336 sütun ve 2 Medusa heykeli bulunuyor. Haftanın her günü 09.00 17.30 saatlerinde ziyaretlerinizi gerçekleştirebiliyorsunuz. Yerebatan Sarnıcı giriş fiyatı hakkında buradan bilgi alabilirsiniz.
Topkapı Sarayı
Osmanlı tarihini merak ediyor ve o atmosferi birkaç dakika solumak istiyorsanız bunu en iyi Topkapı Sarayı’nda yapabileceğinizi söyleyebiliriz. 1478 yılından sonra devletin idari merkezi ve padişahın evi olarak bilinen bu saray, muhteşem avluları, harem odaları, bahçeleri ile büyük imparatorluğun merkezini oluşturuyor. Günümüzde müze olarak ziyaretçilerini ağırlayan bu sarayda hazine, kutsal emanetler, saatler, padişah portreleri, padişah elbiseleri, silahları görebilirsiniz. Tarihi öneminin yanında bu sarayın insanı büyüleme gibi bir yeteneğinin olduğu aşikâr. Topkapı Sarayı bilet fiyatları gezeceğiniz alana göre değişiyor. Topkapı Sarayı ziyaret bilgilerine buradan ulaşabilirsiniz.
Gülhane Parkı
Tarihi Yarımada’ya gelince Gülhane Parkı’nda vakit geçirmek yıllardan beri süregelen bir gelenek. İstanbul kalabalığının içinde rengarenk çiçeklerin kokusu ve sessizliğin huzuruyla kim vakit geçirmek istemez? Gülhane Parkı, Osmanlı döneminde Topkapı Sarayı’nın dış bahçesi olarak kullanılıyormuş. Yani bir zamanlar bu parkta Osmanlı sultanları dolaşıyordu. Zaten parka geldiğiniz anda doğal güzelliği ile birlikte, tarihi dokusunu da çok net hissedeceksiniz. Çeşit çeşit güllerin, cıvıldayan kuşların içinde sakin bir gün için Gülhane Parkı’nda bulunan çay bahçelerinde vakit geçirebilirsiniz. Ancak park hafta sonu özellikle de öğle saatlerinden sonra kalabalık olabiliyor. Bu yüzden erken saatleri tercih etmek daha iyi bir fikir olabilir.
Kapalı Çarşı
Beyazıt’ta bulunan dünyanın en eski kapalı çarşısı sizi İstanbul’da karşılayacak. Tarihi ve mimari önemine bakarsak tabii ki onu bir AVM ile karşılaştıramayız. Fakat bugün var olan alışveriş mantığının aslında biraz da olsun geçmişte de var olduğunu bu çarşı sayesinde görebiliriz. İki bedestenden oluşan bu çarşı, Fatih Sultan Mehmet tarafından kuruldu. Ticareti canlandırmak ve ürünleri olumsuz hava şartlarından korumak için kullanılan bu çarşı, mimari detaylarla dolu. Dev bir labirenti andıran çarşıda, 60’a yakın sokak ve yaklaşık 4000 dükkân bulunuyor. Kubbe tasarımı ve kemerleri ise yapının estetiğini özetliyor. Mimari ve tarihi kıymetinin yanında Kapalıçarşı’da, takı, mücevher, antika, yerel ve yöresel eşya alışverişleri yapabilirsiniz. Aynı şekilde Eminönü Yeni Cami arkasında bulunan ve Kapalı Çarşı’ya benzerliğiyle bilinen Mısır Çarşısı’nı da gezebilirsiniz.
Süleymaniye Cami
Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1557 yılında Mimar Sinan’a yaptırılan cami, asırlardır şehre bambaşka bir doku katıyor. Caminin her bir detayı ince ince düşünülmüş. Mimarı Sinan olunca, esere hayran kalmamak elde değil. İstanbul’un fethi sonrası 4 padişahı temsilen yapılan 4 minaresi, kusursuz akustiği ve iç süslemeleriyle ziyaretçilerini büyüleyen cami, ‘’sonsuza kadar yıkılmayacak cami’’ unvanına da sahip.
Camiyi ziyaret ettiğinizde içerisinde yer alan Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan gibi Osmanlı’nın önemli isimlerinin türbesini de ziyaret edebilirsiniz.
Dolmabahçe Sarayı
Boğazın kenarında, Beşiktaş’ın en güzel yerinde konumlanmış zarif bir saray Dolmabahçe Sarayı. Beşiktaş’tan ona ulaşmak için yürüdüğümüz ağaçlı yoldan başlıyor mekânın güzelliği. 19. yy’da Osmanlı’nın değişen yüzünü temsil eden bu saray, 7 Haziran 1856’da kullanıma açıldı ve padişahlara ev sahipliği yaptı. Mermer havuzları, çiçek bahçeleri, ihtişamlı kapıları, kristalle süslenmiş dev merdivenleri ile dikkat çeken bu saray modern mimari dokunuşları da barındırıyor. Harem, mabeyn, saat kulesi ve Dolmabahçe Cami gibi ana mimarinin dışında sarayda, 285 oda, 46 adet salon, 6 hamam ve 68 tuvalet bulunuyor.
Galata Kulesi
Anadolu’dan Avrupa tarafına geçerken vapurda İstanbul’a âşık oluruz ve bunu her seferinde tekrarlarız. İstanbul’a âşık olurken mutlaka kendini gösteren Galata Kulesi, bu duyguyu kuvvetlendirmede oldukça başarılı. Taksim-Karaköy arasında bulunan Galata Kulesi, 1348 yılında Cenevizliler tarafından yaptırılmış. Kendisi İstanbul silüetinin en tanıdık yüzü. 9 katlı olan bu kule, tam 66,90 metre. Galata Kulesi hakkında birçok efsane var fakat Evliya Çelebi’ye göre; Hezarfen Ahmet Çelebi Galata Kulesi’nin üzerinden tarihteki ilk kıtalar arası uçuşu gerçekleştirmiş ve 6 km uçarak Üsküdar’a ulaşmış. Galata Kulesi’ni günümüzde ziyaret etmeniz tabii ki mümkün. Üst katında seyir bölümü ve bir restoran bulunuyor. Galata sadece kulesiyle ünlü bir yer değil. Harika sokakları, farklı dükkanları ve kahvecileri ile kulenin çevresi size unutulmaz bir gezi deneyimi yaşatacak.
İstiklal Caddesi
“İstiklal çok bozdu bee..” diyenleri asla dinlemeden İstanbul’da belki de ilk geleceğiniz yer burası. İnsan uğultularına ve sokak çalgıcılarına karışmış nostaljik tramvay sesini bile özleyeceğimiz İstiklal Caddesi, bizim için çok önemli. Taksim’de bulunan İstiklal Caddesi, 1,4 km uzunluğunda. Caddenin en başından aşağıya doğru baktığınızda gördüğünüz insan seli ise bu caddenin rutini. Caddenin çevresinde bulunan kafeler, eğlence yerleri, mağazalar, restoranlar, sanat galerileri ve tarihi pasajlar sayesinde tek caddede bir İstanbul özeti göreceğinizden şüpheniz olmasın.
Ortaköy
Ortaköy deyince akan sular durur. Beşiktaş’ın en kalabalık semtlerinden Ortaköy, Arnavut kaldırımlı dar sokakları, takı tezgâhları, muhteşem boğaz manzarası ve görkemli Ortaköy Cami ile İstanbulluların vazgeçilmezi. İster deniz keyfi yapabileceğiniz bir vapur yolculuğuyla isterseniz de toplu taşıma araçlarıyla Ortaköy’e ulaşabilirsiniz. Ortaköy’e geldiğinizde ise yapabileceğiniz şeylerin listesi oldukça uzun. Ortaköy meydanına çıkan ara sokaklarda alışveriş yapabilir, meydanda yer alan kafelerde boğaz manzarasının tadını çıkarabilirsiniz. Tabi ki Ortaköy’e gelince meşhur waffle ve kumpirinden de yemeyi unutmayın.
Kız Kulesi
İstanbul’a gelince, Kız Kulesi’nin karşısında tazecik bir çay içmeden dönmek olmaz. İstanbul’un silüetinin temsilcilerinden Kız Kulesi, Üsküdar sahilinde, denizin 150-200 metre açığında her gün yüzlerce turisti ağırlıyor. 2500 yıllık geçmişiyle ve efsaneleriyle dilden dile dolaşan kule, günümüzde restoran ve müze olarak ziyaret edilebiliyor. İstanbul manzarasını izlemek ve romantik bir akşam yemeği için en güzel adres burası. Sahil kenarından kalkan küçük teknelere binerek kuleye kısa sürede ulaşabilirsiniz. Tabi sahil kenarında bulunan basamak şeklindeki çay bahçelerinde oturarak da Kız Kulesi manzarasına karşı keyif yapabilirsiniz.
Rumeli Hisarı
Sarıyer’de İstanbul Boğazı’nın en dar noktasında yer alan Rumeli Hisarı, İstanbul’un fethinden günümüze kalan en güzel miraslardan. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden önce 1452 yılında yaptırdığı hisar, Boğaz’dan gelebilecek tehlikelere karşı önlem amacıyla inşa edilmiş. 1953 yılında müze haline getirilen yapı, uzun yıllar tiyatro ve konser etkinliklerine sahne olsa da günümüzde sadece müze olarak hizmet veriyor. Anadolu Hisarı ile karşılıklı duran Rumeli Hisarı’nı ziyaret ettiğinizde, İstanbul’un Fethi sırasında kullanılan savaş toplarından Haliç’e gerildiği bilinen zincire kadar tarihi birçok kalıntıyı görebilirsiniz.
Müzeye giriş ücretleri ve ziyaret saatleri için buradan bilgi alabilirsiniz.
Anadolu Hisarı
Sarıyer’deki Rumeli Hisarı ile karşılıklı duran Anadolu Hisarı, Anadolu Yakası’nın Beykoz ilçesinde yer alıyor. Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid’in 1395 yılında yaptırdığı hisar bölgesi, Göksu Deresi’nin çevresinde vakit geçirilebilecek en güzel yerlerden. Hisara çıkmasanız dahi hisarın yanı başında bulunan kafe ve çay bahçelerinde boğaz manzarasına karşı güzel bir gün geçirebilirsiniz.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri
İstanbul’un en eski müzelerinden İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Osmanlı döneminden günümüze kadar ulaşan bir miras. 1869 yılında kurulan müze, ilk olarak Müze-i Hümayun adıyla Osmanlı müzesi olarak kurulmuş. Türk müzeciliğinin gelişiminin temel taşlarından biri olan müzede, günümüzde 1 milyondan fazla tarihi eser sergileniyor. Mimari yapısıyla da oldukça ilgi çeken müzenin binası zaman içinde yapılan düzenlemelerle bugünkü halini almış. Üç ana bölümden oluşan müzenin içerisinde Çinili Köşk Müzesi ve Eski Şark Eserleri Müzesi de yer alıyor. Sultanahmet’te yer alan müzeye toplu taşıma araçlarıyla şehrin her noktasından kolaylıkla ulaşmak mümkün. Müzenin güncel giriş ücretleri ve ziyaret saatleri için buradan bilgi alabilirsiniz.
Aya İrini
İstanbul’un ilk kilisesi olarak bilinen Aya İrini Müzesi’ni görmek de gezi planınızda bulunmalı. 2500 yıl önce Büyük Konstantin tarafından yaptırılan kilise, Roma dönemi kiliseleri arasında Ayasofya’dan sonraki en büyük kilise. 1453 yılında İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’in korumaya aldığı yapı, camiye dönüştürülmeyen nadir kiliselerden biri. Kilise bir dönem askeri müze olarak da kullanılmış. Dış mimarisinin yanı sıra sade ama görkemli iç mimarisiyle dikkat çeken kilise, günümüzde kültür-sanat etkinliklerine ev sahipliği yapıyor.
Aya Yorgi Patrikhane Kilisesi
Fener Rum Patrikhanesi’nin içinde bulunan tarihi kilise 1836 yılında inşa edilmiş. Fener semtindeki kilise Konstantinopolis Ekümenik Patrikhanesi olarak da anılıyor. Haliç manzarasına karşı tarihi surların ardında kalan Aya Yorgi, Ortodoks Hristiyanları için oldukça önemli bir merkez. Kilise günümüzde halen faaliyetini sürdürüyor. Bizans döneminden kalan kutsal eser ve mozaikleri de kilise ziyaretiniz sırasında görebilirsiniz. Kiliseyi Pazar günleri ayin saatleri dışında ziyaret edebilirsiniz.
Atatürk Arboretumu
İstanbul’un yorucu kalabalığından uzaklaşmak istiyorsanız Atatürk Arboretumu bunun için en güzel adres. Sarıyer’deki park, 345 hektarlık alan üzerinde, 1500’den fazla bitkiye ev sahipliği yapıyor. Park, bitki araştırması amacıyla kurulmuş. Bu yüzden parkta yer alan her bir bitki özel ve koruma altında. Parka özel bir hava katan ayrıntılardan birisi de yemyeşil bitkiler ve rengarenk çiçeklerin arasında yapılan 3 yapay gölet. Göletlerin etrafında yer alan banklar doğanın sesini dinlemek için en güzel yer.
Parka özel ya da toplu taşıma araçlarıyla kolayca ulaşabilirsiniz. Burada piknik yapmayı düşünüyorsanız bu plandan vazgeçin çünkü parkta piknik yapmak yasak. Buraya, yiyecek-içecek ve profesyonel kamera ile giremiyorsunuz. Arboretum alanı olduğu için kafe ve restoran da bulunmuyor. Bu yüzden uzun bir gezi planlıyorsanız tok gitmenizi öneririz. Hatta parka gelmeden önce Emirgan’da sabah kahvaltısı yapmak harika bir fikir olabilir!

















